Archive for Mart, 2010
Azerbaycan’da Yaşam – 2
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Azerbaycan’da Yaşam başlığı altında yazdıklarımın tamamı şahsi görüşümdür, yazılanların mutlak doğru olarak algılanmaması ricası ile.
Sosyal yaşam ve görgü kuralları :
- Azerbaycan’da özel günler ayrı bir önemle kutlanır ve ciddiye alınır. İnsanların doğum günleri, genç yaşlı çocuk fark etmeksizin kutlanılır.
- Kadınlar günü resmi tatildir. Şirketler kadın çalışanlarına hediyeler verir, okullarda sınıftaki kızlara, erkekler eşlerine hediyeler verir.
- Yılbaşında uzun bir tatil olur genelde, yılbaşının gelişini Aralık ayının başından hissedersiniz. Sokaklar ve evler istisnasız süslenir, caddeler noel babalar ile dolup taşar. Yılbaşının izlerini ocak ayı ortalarına kadar hissedersiniz.
- Bir başka önemli gün ise, baharın gelişini simgeleyen “Nevruz Bayramı”dır. Türkiye’dekinden farklı olarak, nevruzda 1 haftadan az olmamak kaydıyla tatil olur. 21 Mart nevruz gününe kadar 3 çarşamba, sokaklarda ateş yakılarak mahalle halkı etrafında toplaşır. 21 Mart’ta çocuklar kapı kapı gezerek şeker ve muhtelif yerel tatlılar toplamaya başlarlar. Çocukların bu şeker toplama işlemine “Papag Attı” denir. Papag (şapka) kapı önlerine bırakılarak, kapı çalınıp gizlenilinir , kapı önündeki şapka ev sahibi tarafından para,şeker ve ya kuru yemişle doldurulur ve tekrar yerine konur. Bu önemli günü aileler genellikle birlikte geçirir. Barışı,baharı ve mutluluğu simgelemesi nedeniyle benim de değer verdiğim bir bayramdır nevruz.
- Selamlaşma çok önemli bir husustur. Türkiye’de olduğu gibi erkeklerin birbiriyle tokalaşıp,öpmesi normal bir durumdur ama tek farkla, iki defa değil bir defa öpersiniz karşınızdakini.
- Yolda yürürken, yürüyen bir grup içerisindeki arkadaşınıza selam vermek istediğinizde, diğerleriyle de tokalaşmak mecburiyetindesiniz. Durup,karşıdan gelen arkadaşına selam veren arkadaşınızı bırakıp yola devam etmeniz hoş karşılanmaz. (şahsen bu konuda vaktiyle çok uyarılmıştım.)
- Azerbaycan’da eğlence kültürü , gece hayatından ziyade halk ve pop müziklerinin canlı olarak çalındığı restoranlarda daha hareketlidir. Özel günler genellikle bu restoranlarda kutlanılır. Kebaplar ve çeşitli mezeler eğlence sofralarının olmazsa olmazları arasındadır.
- Gece hayatı, gençlerin yalnız ve aileden bağımsız yaşam oranının düşük olması nedeniyle çok cılız kalmıştır. Diskolarda burada yaşayan yabancılar daha fazladır. Bakü’nün merkezinde her sokak arasında bir pub görmeniz mümkün, vaktiyle petrol işi için gelen Ingiliz nüfusun çoğunlukla istifade ettiği bu mekanlar şu anda gece hayatının en popüler mekanlarındandır.
- Genç erkeklerin en büyük eğlencesi, “Çay Evi” denilen mekanlarda çay eşliğinde domino,tavla oynamak ve sohbet etmektir. Her mahallede bu mekanlar rahatlıkla görünebilir. Türkiye’deki kahvehanelerin daha sade ve konforlu hali
- Düğünler aşırı önem verilen bir durumdur. “Şadlıg Evi” denilen saraya benzer, şatafatın ve lüksün bol olduğu mekanlarda olur düğünler genellikle. Düğün sırasında masanız tamamen doldurulur, başınızda iki garson hiç eksik olmaz. Dar gelirli insanların dahi düğünlerinde, 1 kişinin düğün sahibine maliyeti 30 dolardan az olmaz. Düğüne gelenler de düğün sahibinin bu masrafını bildiklerinden, düğüne yanlarında getirdikleri kişi sayısı oranında, salon girişinde bulunan para toplayan birine verdikleri parayı ve isimlerini yazdırırlar ya da “kız evi”,”oğlan evi” diye ayrılan kutulara zarfın üzerine ismini yazarak hediyesini takdim eder. Düğün sonrası kimin ne kadar hediye verdiği bildiğinden, kendi düğününüzde hediye ettiğiniz para kadar hediye alırsınız.
-Düğünler kadar cenazeler de çok masraflıdır. Mezar taşları çok heybetli ve zevklidir. Genellikle ölenin resmi, kadın erkek fark etmeksizin, mezar taşlarına kazınır. Zengin ve ya fakir ayrımı olmaksızın ölenin yakını cenaze haftasında evinin bahçesine çadır kurdurur ve burada mollanın hutbesiyle beraber çeşitli ikramlarda bulunulur. Bu törene gelenler, gönüllerinden geçen miktarı aileye verirler. Çadır kurma işlemi her ölüm yıl dönümünde yapılır.
Adnan ,Emin ve değerler
10.03.2010 tarihinde genç blogcular Adnan ve Emin’in temyiz mahkemesi sonuçlandı. Mahkeme tutukluluklarının ve haklarında verilmiş olan 2 yıl ve 2 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezalarının devamına karar verildi.
Genç insanların düşüncelerine, hayallerine ve geleceklerine vurulmuş bir darbe olarak algılayabiliriz bunu. İsnat edilen saldırganlık suçu genellikle beraatle ve para cezasıyla biterken, blogcular için bu suça verilebilecek en ağır cezalar verildi.
Adnan ve Emin’i tanıma fırsatı bulmuş biri olarak güçlü karakter yapılarıyla bu zorlukları kaldırabileceklerine inanıyorum. Fakat daha demokratik ülkelerde yaşayan akranları, düşünmeleri ve projeler üretebilmeleri adına desteklenirken, kendilerinin işlemedikleri delillerle belgelenmiş bir suçtan ötürü törpüleniyor ve sindiriliyor olmaları endişe verici bir durum.
Maalesef yaşadığımız toplumların ortak sorunlarından biri de, gençlerin heyecanlarını, farklılıklarını anlamamak ,bunu düzen karşıtlığı olarak değerlendirmek ve gençleri geleceğin mimarları değil geleceğin sanal düşmanları olarak görmektir. Yakın tarihte Türkiye’de gençler üzerinde kurulan baskılar 12 Eylül darbesiyle sonuçlanmış, on binlerce insan hapsedilmiş, faili meçhul cinayetler çoğalmış ve binlerce genç çalışan mesleklerinden azil edilmişti. Adeta derin bir karanlığa sürüklenen Türkiye, uyutulduğu gaflet uykusundan 2000li yıllara dek uyanamadı.
Kardeş ülkenin önünde böylesine bir örnek varken, Türkiye yakın tarihinde, demokratik değerlere sahip bir ülkenin neleri yapmaması gerektiği hakkında gizli ipuçları barındırırken, gözleri ve algıları kapalı bir siyasetin kime ne faydası olacağı çok iyi düşünülmeli.
Gereksiz yere, jeopolitik konumumuzdan, keşfedilmemiş olağan üstü enerji varlıklarımızdan bahsetmeye hiç gerek yok. İnsana ve insani değerlere saygı göstermeyen herhangi bir devlet anlayışının; finansal gücü ne kadar büyük olursa olsun uzun ömürlü olmayacağı çok açıktır ve tarih de bunu onlarca örneğiyle ıspatlamıştır.
Dileğim odur ki; insani değerleriyle böbürlenen toplumlarımızda, içi doldurulmamış şişirme değerlerden çok, insana hakettiği değeri veren, toplumu bütün renkleriyle kucaklayan ve yalanlar üzerine kurulmamış bir yaşam biçiminin hakim olması, devlet büyüklerinin eleştiriyi, iktidarlarının şeffaflığının sağlanabilmesi adına önemli bir unsur olarak görmeleridir.
Yaşanacak daha temiz ve gençler için umut vaat eden güzel nice senelere..
“Deli deli olma” Bir filmin düşündürükleri
Bugün izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Google’da gezinirken çıktı karşıma, baş rollerinde Tarık Akan’ın ismini görünce neden bu filmi daha önce duymadım diye hayıflandım doğrusu. Filmin çekimlerine 2008 de başlanmış, film vizyona 2009 Nisan’da girmiş.
Film konusu itibariyle 93 harbi sırasında göçe zorlanan Rus asıllı Malakan ailesinin Kars’a yerleşmesi ve köy halkı tarafından dışlanışları ve bunun etrafında aşk, köksüzlük ve sevgi ekseninde ilerlemekte.
Tarık AKAN’ı Yeşilçam filmlerinin dışında yeniden keşfetmek istiyorsanız “Deli deli olma” tam size göre. Tarık AKAN’ın canlandırdığı “Misha” karakteri; göç eden malakan ailesinin son ferdi. Babacan tavırlarıyla, köy halkının büyük bölümünün saygısını kazanmış, hayırsever bir karakter.
“Misha”nın yalnızlığı üzerine düşünülecek bir çok husus var, Misha’yı Kars’ta bir Rus ihtiyar olarak tanısak da yalnızlığıyla, hayat da kalıcı olabilmekle ilgili sıkıntılarıyla bizden biri.
İyi seyirler
Azerbaycan’da Yaşam
Bu başlık altında Azerbaycan’da yaşadığım 6 yıllık süre zarfında tecrübe ettiğim,aramıza yeni katılacaklara da yardımcı olması düşüncesiyle yaşamla ilgili püf noktaları paylaşacağım.
Toplu ulaşım:
- Azerbaycan’da toplu ulaşım ağı çok gelişmiş ve ucuzdur. Şehrin her noktasından “Marşrut” adı verilen dolmuşlarla bir çok noktaya ulaşabilirsiniz.
-Şehir merkezine giren araçlar yeni ve konforludur.
-Şehir merkezi dışındaki hatlardaki araçlar 80′li yıllara ait, Mercedes Minibüslerdir. Bu araçlarda seyahat etmek bazen yorucu olabilir.
-Yol ücretini Türkiye’den farklı olarak binerken değil, inerken verirsiniz.
-Bayanlara (genç,yaşlı farketmez) yer vermek, yazılı olmayan fakat toplumun kati şekilde kabul ettiği en katı kurallardandır. Yer vermemeniz halinde tepki alabilmeniz olasıdır.
-Taksilerde bayanlar genellikle ön koltukta oturmaz. Önde oturan bayan hakkında da iyi düşünceler oluşmaz..
-Taksi metre kullanımı Azerbaycan’da yoktur. Her isteyen ticari plaka zorunluluğu olmadan,taksicilik yapabilir. Gideceğiniz güzargah için taksiciyle binmeden önce pazarlık yapmalısınız ve anlaştığınız ücreti yolcuğun sonunda ödemeniz tavsiye edilir.
- Dolmuşlarda kadınlar genelde koridorda otururlar, yanlarında kalan boş koltukları vestiyer olarak kullanılır. Boş olan yanına oturmak istediğinizde “çantam var görmüyor musun” bakışına maruz kalmanız olası.
-Metrolar halkın en çok kullandığı toplu taşıma araçlarından biridir, günde yaklaşık 1 milyon yolcuya hizmet vermektedir. Devam eden restorasyon çalışmalarıyla, metrolar eski sovyet günleri görüntüsünden uzaklaşmaktadır. Metrolara biniş için dolum yapılabilecek kartlardan almanız şart, tek binişlik jeton ve ya kart yoktur. Kullanımınız bittiğinde kartınızı geri iade edip ücret iadesini isteyebilirsiniz.
-Sabah ve akşam saatlerinde aşır yoğunluk sebebiyle metrolara biniş zorlaşabiliyor, tavsiyem yoğun saatler dışında metroyu kullanmanız.
-Metrolar ayrıca, yeni arkadaşlar edinmek isteyen gençler için bir merkezdir adeta. Bluetooth’u açık olan telefonunuza tanışma mesajları alabilirsiniz.
-Dolmuşlardaki yer verme kuralı metrolar için de geçerlidir.
03/03/10 Genç Blogcuların Temyiz Mahkemesi
Bildiğiniz gibi 2009 Temmuz ayı içerisinde tutuklanıp haklarında 2 yıl ve 2 yıl 6 ay olmak üzere hüküm verilen genç blogcuların temyiz başvurusuna esasen duruşmaya bugün de devam edildi.
Sağlıklı oldukları görünen blogcuların avukatları delillerin toplanması ve son savunma konuşmaları için ek süre istediler. Hakimin “Neden ek süre istiyorsunuz?” sorusuna cevaben avukat Elton Bey “Bir deli kuyuya taş attı, bizde güç-bela çıkarmaya çalışıyoruz.” cevabı mahkeme salonunda gülüşmelere neden oldu.
Avukatlar ayrıca “Zararçeken” tarafının neden mahkemeye getirilmediğinin de araştırılmasını istedi. Hakim, kendilerine iki defa mektup gönderildiğini fakat adreste herhangi bir kimsenin bulunmadığı için mektubun geri döndüğünü belirtti.
Sonuç olarak, tanıkların bir hafta ek süre talebinin, onların hukuki hakları olduğu belirtilerek, duruşmaya 10 mart’ta tekrar devam edilmesine karar verildi.